
Altuğ Taner Akçam is a Turkish historian and sociologist, recognized as a "leading international authority on the Armenian genocide". He is one of the first Turkish academics to acknowledge and openly discuss the Armenian Genocide.
by Taner Akçam
Rating: 3.6 ⭐
• 2 recommendations ❤️
"The definitive account of the organized destruction of the Ottoman Armenians . . . No future discussion of the history will be able to ignore this brilliant book."―Orhan PamukBeginning in 1915, under the cover of a world war, some one million Armenians were killed through starvation, forced marches, and mass acts of slaughter. Although Armenians and the judgment of history have long held the Ottoman powers responsible for genocide, modern Turkey has rejected any such claim.Now, in a pioneering work of excavation, Turkish historian Taner Akçam has made unprecedented use of Ottoman and other sources―military and court records, parliamentary minutes, letters, and eyewitness reports―to produce a scrupulous account of Ottoman culpability. Tracing the causes of the mass destruction, Akçam reconstructs its planning and implementation by the departments of state, the military, and the ruling political parties, and he probes the multiple failures to bring the perpetrators to justice.As the topic of the Armenian genocide provokes ever-greater passion and controversy around the world, Akçam's work has only become more important and relevant. Beyond its timeliness, however, A Shameful Act is sure to take its lasting place as a classic and necessary work on the subject.
Introducing new evidence from more than 600 secret Ottoman documents, this book demonstrates in unprecedented detail that the Armenian Genocide and the expulsion of Greeks from the late Ottoman Empire resulted from an official effort to rid the empire of its Christian subjects. Presenting these previously inaccessible documents along with expert context and analysis, Taner Akam's most authoritative work to date goes deep inside the bureaucratic machinery of Ottoman Turkey to show how a dying empire embraced genocide and ethnic cleansing.Although the deportation and killing of Armenians was internationally condemned in 1915 as a "crime against humanity and civilization," the Ottoman government initiated a policy of denial that is still maintained by the Turkish Republic. The case for Turkey's "official history" rests on documents from the Ottoman imperial archives, to which access has been heavily restricted until recently. It is this very source that Akam now uses to overturn the official narrative. The documents presented here attest to a late-Ottoman policy of Turkification, the goal of which was no less than the radical demographic transformation of Anatolia. To that end, about one-third of Anatolia's 15 million people were displaced, deported, expelled, or massacred, destroying the ethno-religious diversity of an ancient cultural crossroads of East and West, and paving the way for the Turkish Republic.By uncovering the central roles played by demographic engineering and assimilation in the Armenian Genocide, this book will fundamentally change how this crime is understood and show that physical destruction is not the only aspect of the genocidal process.
The book represents an earthquake in genocide studies, particularly in the field of Armenian Genocide research. A unique feature of the Armenian Genocide has been the long-standing efforts of successive Turkish governments to deny its historicity and to hide the documentary evidencesurrounding it. This book provides a major clarification of the often blurred lines between facts and truth in regard to these events. The authenticity of the killing orders signed by Ottoman Interior Minister Talat Pasha and the memoirs of the Ottoman bureaucrat Naim Efendi have been two of the most contested topics in this regard. The denialist school has long argued that these documents and memoirs were all forgeries, produced by Armenians to further their claims. Taner Akçam provides the evidence to refute the basis of these claims and demonstrates clearly why the documents can be trusted as authentic, revealing the genocidal intent of the Ottoman-Turkish government towards its Armenian population. As such, this work removes a cornerstone from the denialist edifice, and further establishes the historicity of the Armenian Genocide.
Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ayıran kimi kesin sınırlar, bazı yol ayrımları var olduğu gibi, pek çok süreklilik ve ilişki, kopukluk ve devamlılık da mevcut ve bu alanların etrafındaki tartışma, olay ve kavramlar özellikle son onyıllarda tarihçilerin ilgi duyduğu alanları belirliyor. İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçişin en dramatik ve keskin dönemecinde gerçekleşen ve Ermeni Sorunu’nun bir soykırımla “hallolunduğu” dönem de yalnızca 1915-1918 yılları arasında yaşanan sürgün ve katliamlarla sınırlı değildi. Yaklaşık otuz yıldır Ermeni Soykırımı alanında çalışan tarihçi Taner Akçam’ın yeni kitabı Ermeni Soykırımı’nın Kısa Bir Tarihi, soykırımın tarihine ilgi duyan, konuya dair temel bilgileri ve güncel tartışmaları merak eden okurlar için, 1878-1923 sürecinin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin genel bir çerçeve, özet bir tarihçe sunuyor. İmparatorluk topraklarında yaşayan neredeyse her dört kişiden birinin Hıristiyan olduğu demografik gerçeklik, soykırımın yalnızca Ermenilerle sınırlı kalmaması, süreç boyunca Hıristiyan unsurların sosyal ve kültürel olarak yok edilmesi, Cumhuriyet politikalarının da farklı yollarla bu süreci devam ettirmesi, bugünün Türkiye’sini anlamak açısından da kilit önem taşıyor. Ermeni Soykırımının Kısa Bir Tarihi, Osmanlı Hıristiyan nüfusunun bir arada yaşamdan yok oluşa nasıl sürüklendiğini, imha kararını alan özneleri ve alandaki failleri, deneyimli bir tarihçinin derin birikiminden süzülmüş akıcı bir kurgu ve duru bir dille sunuyor okura.
Yüzyıllık Apartheid, Türkiye tarihinin hatırlanmak istenmeyen, halının altına süpürülen karanlık yanlarını temel alan bir muhasebe metni. Eserlerinde ortak tarihimizi eleştirel bir bakış açısıyla ele alan Taner Akçam, bu çalışmasında Cumhuriyet’in genellikle kurtuluş, kuruluş ve bağımsızlık temaları etrafında ele alınan ilk dönemini, etnik, dinsel, dilsel ayrımcılıkların kurumsallaştığı, pek çok uygulaması günümüzde de devam eden bir Apartheid rejimi olarak tartışıyor ve eşitlik, adalet ve özgürlük ilkeleri üzerinde yükselecek bir gelecek için bu döneme farklı merceklerle bakmamızı öneriyor. Rejimin toplumu kast sistemini andırır kategorilere ayırdığına ve bunu yasal ve örtük düzenlemelerle sürdürdüğüne dikkat çeken Akçam, Cumhuriyet’in ilk çeyreğinde, Apartheid’le dışlanan kesimlerin Şeyh Sait Ayaklanması gibi olaylarda eşitlik ve özgürlük ekseninde nasıl bir araya geldiğini göstererek genelgeçer yargıları kırıyor. Yüzyıllık Apartheid, tam da Cumhuriyet’in 100. yılında, tıpkı bir sis çanı gibi, bizi bekleyen muhtemel tehlikeleri haber veren, toplum olarak gelecekte doğru bir rota izleyebilmemiz için gereken kerteriz noktalarını imleyen bir çağrı.
Taner Akçam is one of the first Turkish academics to acknowledge and discuss openly the Armenian Genocide perpetrated by the Ottoman-Turkish government in 1915. This book discusses western political policies towards the region generally, and represents the first serious scholarly attempt to understand the Genocide from a perpetrator rather than victim perspective, and to contextualize those events within Turkey's political history. By refusing to acknowledge the fact of genocide, successive Turkish governments not only perpetuate massive historical injustice, but also pose a fundamental obstacle to Turkey's democratization today.
by Taner Akçam
Rating: 4.2 ⭐
İttihat ve Terakki, Balkan Savaşları ertesinde içine düşülen ve adım adım bütün ülkeye yayılan köşeye sıkışmış olma duygusuna, Anadolu topraklarının, gayrimüslim unsurlardan arındırılarak Türkleştirilmesi ile cevap verdi. Sadece iktisadi hayatın değil, sosyal ilişkilerin ve giderek ülkenin etnik bileşiminin de “homojenleştirilmesi” anlayışı, sistemli bir politika olarak hayata geçirildi. Birinci Dünya Savaşı, uygulanan bu politikalardaki en önemli dönemeçtir. Zira savaş, hem şüpheli konumundaki etnik unsurların sürgünleri ve zorla yerlerinden boşaltılmaları için uygun bir ortam yaratmıştı, hem de Türkleştirme politikalarını uygulayabilmek için yeteri kadar gerekçe sunuyordu. Ermenilere karşı 1915’te geniş çaplı bir biçimde uygulanmaya başlayan “tehcir”, Türkleştirme politikalarının son merhalesiydi. Taner Akçam’ın Osmanlı belgelerine dayanarak hazırladığı bu araştırma, yaşananların içeriğine dair “birincil” kaynakların neler anlattığına odaklanıyor. Talat Paşa’nın sürekli kontrolü ve direktifleriyle yönetilen, Teşkilat-ı Mahsusa’nın organizasyonuyla sevk ve icra edilen faaliyetlerin dayanaklarını; yapılanların İstanbul’dan telgraflar yoluyla nasıl takip edildiğini; Ermenilerin Anadolu’nun dört bir tarafından niye “tehcir” edildiğini anlatıyor. Aylar öncesinden başlayan hazırlıklar, günü gününe takip edilen kayıtlar, isimlere kadar belirlenmiş denetimler, savaş sonrası yapılan yargılamalar ve sanıkların ifadeleri tarihin karanlık yüzüne ışık tutuyor; Talat Paşa’nın telgraflarındaki “Ermeni meselesi hallolunmuştur. Fuzûlî mezâlimle millet ve hükûmetin lekedâr edilmesine lüzûm yoktur” cümlesinin meramını inceliyor. Bu araştırma, büyük felaketin tarihini inkâr etmek yerine öğrenmeyi tercih etmenin önemine işaret ediyor.“Adına tehcir, kırım, soykırım ya da ne dersek diyelim... yaşanmış acıları anlayan, nedeni ne olursa olsun, dini, etnik kökeni farklı diye insanlara karşı işlenmiş cinayetleri kınayan bir dil geliştirilmedikçe sorunun çözümü doğrultusunda sağlıklı adımların atılması mümkün olmayacaktır. Yani öncelikle ihtiyacımız olan şey, ahlâken, vicdanen kabul edilemez bir eylemle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini görmek ve buna uygun bir dil geliştirebilmektir.”
İletişim Yayınları Akçam’ın bu araştırmasıyla, onyılların en köklü tabularından birine el atıyor. Bir ortak tarih oluşturacak kadar uzun süre birarada yaşamış halkların karşılıklı boğazlaşması ve devlet politikalarıyla tahrik edilen hasımlaşmanın nedenlerinin, mekanizmalarının ele alındığı kitapta, 20. yüzyıl başının kanlı olayları, Türk ulusal kimliğinin oluşma sürecinin özellikleriyle bağlantılı olarak ilk kez inceleme konusu yapılıyor.
Türkiye'de Ermeni soykırımını tartışmayı zorlaştıran, yok farz edilen, yapısal ve inşa edilmiş çeşitli engeller var. Sessizlik, inkâr ve asimilasyon bu engellerin jenerik isimleri olarak telaffuz edilebilir. Taner Akçam, Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması'nda bir araya getirilen makalelerinde bu engelleri çeşitli örnekleri ile tartışıyor. Kitapta yer alan ilk makalede Akçam, Ermeni soykırımı meselesiyle neden ve nasıl ilgilenmeye başladığını, karşılaştığı tepkileri, bu konu hakkında geçtiğimiz otuz senede yaşananları kişisel hikâyesi üzerinden analiz ediyor. İkinci makale Sarkis Torosyan'ın anıları üzerinden başlayan, çeşitli cepheleriyle süren tartışmayı ele alıyor. Derlemede yer alan sonuncu ve kapsamlı makale ise Akçam'ın tamamladığı yeni bir araştırmaya dayanıyor: Ermenilerin zorla asimilasyonu... Akçam, zorla asimilasyonun en az dört biçimde yapıldığını anlatıyor: Zorla Müslümanlaştırma, geçici iskân, çocukların toplatılarak Müslüman evlere dağıtılmaları ve genç kadınların, kızların ailelerinden uzaklaştırılarak zorla evlendirilmeleri yoluyla asimilasyonu. Akçam, zorla asimilasyonun Ermeni soykırımının ayrılmaz bir parçası, yapısal bir unsuru olduğunu iddia ederek, bu boyutun bugüne kadar niçin ihmal edildiği üzerinde duruyor. Kitap, Ermeni soykırımı tartışmalarında mutlaka ele alınması gereken önemli bir alanı tartışmaya açıyor. Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması, susmak ve reddetmek yerine gerçek bir yüzleşmenin yollarını aramayı öneriyor.
Pertinent to contemporary demands for reparations from Turkey is the relationship between law and property in connection with the Armenian Genocide. This book examines the confiscation of Armenian properties during the genocide and subsequent attempts to retain seized Armenian wealth. Through the close analysis of laws and treaties, it reveals that decrees issued during the genocide constitute central pillars of the Turkish system of property rights, retaining their legal validity, and although Turkey has acceded through international agreements to return Armenian properties, it continues to refuse to do so. The book demonstrates that genocides do not depend on the abolition of the legal system and elimination of rights, but that, on the contrary, the perpetrators of genocide manipulate the legal system to facilitate their plans.
by Taner Akçam
Rating: 3.9 ⭐
Büyük devletlerin ekonomik ve siyasal çıkarlarıyla insancıl kaygıları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Dolayısıyla, "insanlık adına, devletlerin ulusal egemenlik alanına kim ve nasıl müdahele edecektir" sorusu kaçınılmazdır. Dünya kamuoyu bu konuyu tartışırken, Türkiye'de insan hakları ve demokrasi taleplerinin "Batılıların riyakarlığı" olarak sunulmasına devam edilebilmektedir.Kurtuluş Savaşı tarihini, Birinci Dünya Savaşı'nda işledikleri suçlar nedeniyle Türklerin cezalandırılmasına, Osmanlı egemenliğindeki halkların kurtarılıp, Türklerin elden geldiğince küçük ve zayıf bir ülkeyle yetinmeye zorlanmasına karşı verilen mücadele, yani yalnızca toprak ve sınır değil, insan hakları davası olarak da değerlendirmek mümkündür. Batılı devletlerin Osmanlı Devleti'ne yönelik çıkar ve taleplerine karşı verilen mücadelede, Ermeni sorunu ve İttihatçı yargılamalarının taşıdığı önemin unutturulan tarihi, insan hakları ve kendi geçmişimizle barışmanın da tarihi olabilir. Bu çalışma, unutulanları hatırlama ve geçmişle barışma yolunda atılmış küçük bir adımdır.
by Taner Akçam
Rating: 3.7 ⭐
Osmanlı Ermenilerinin yok edilmesine dair tartışmalarda, imha kastını haiz merkezî bir planın olmadığı, Ermenilerin ölümüne sebep olan olayların rastlantılara dayandığı tezi, resmî görüş olarak yıllardır işlenir. Resmî görüşün doğru olduğunu ispat etmeye çalışanların en önemli uğraşlarından birisi, Ermenilerin imhasının merkezî kararlar neticesinde gerçekleştiğini gösterir hatırat ya da belgelerin sahte ya da üretilmiş olduklarını ispat etmeye çalışmaktır. 1921 yılında Aram Andonian tarafından yayımlanan, Osmanlı memuru Naim Efendi'ye ait Hatırat ve içinde yer alan resmî telgraflar da, sahte ya da Ermeniler tarafından üretilmiş oldukları iddiasıyla bir kenara atıldı; deyim yerindeyse yıllarca yok sayıldılar.Taner Akçam, bu kitapta Osmanlı belgelerine dayanarak Naim Efendi adında bir Osmanlı bürokratının var olduğunu gösteriyor ve ilgili belgeleri yayımlıyor. Yine bunun gibi Naim Efendi tarafından yazılmış bir Hatırat'ın var olduğunu ilk defa açığa çıkartıyor ve bu Hatırat'ın daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış bölümlerini okuyucular ile buluşturuyor. Kitapta ayrıca, Talat Paşa'nın telgraflarının sahteliği meselesine ilişkin, Osmanlı arşiv belgelerinden hareketle yeni bir genel çerçeve çiziyor. Belgelerin sahteliği ile ilgili ileri sürülen önemli bazı tezlerin, örneğin şifreleme teknikleri üzerine söylenenlerin tamamıyla yanlış ve spekülatif olduklarını, ilgili Osmanlı belgelerine dayanarak gösteriyor.
by Taner Akçam
Rating: 4.3 ⭐
Rare Book
Ermeni meselesiyle ilgili yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Taner Akçam, 1915 Yazıları’nda bir araya getirilen makalelerinde çözümsüzlük girdabında sürüklenen sorunu değişik yönleriyle ele alıyor. 1915 hakkındaki en basit doğruları karartmak için gösterilen çabaları gözler önüne seren; ilgili kişi ve kurumların tarihsel gerçekleri nasıl çarpıttıklarını, belgeler üzerinde tahrifata varan oynamalar yaptıklarını ortaya koyan Akçam, var olduğunu ileri sürdüğü “inkâr endüstrisi” ile hesaplaşıyor. Türkiye’de soykırım konusunda mevcut eksik bilgilenmelerin ve yanlışlıkların giderilmesine önemli bir katkı sağlayan bu kitaptaki makaleler, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi yolunda atılması gereken adımlara da işaret ederek iki halkın kardeşlik ve dostluk temelinde bir arada yaşamaları yolunda ufuk açıyor.Türk tarihçiliği ve belge kullanma geleneği konusunda yapılacak tartışmalara da katkı sunan 1915 Yazıları, konuyla ilgili kapsayıcı ve karşılaştırmalı araştırma biçimiyle, Türkiye’de genel olarak hem siyasetçilerde hem akademisyenlerde egemen olan yalnızca ve esas olarak “Osmanlı arşiv belgelerine güvenmek” tutumunun ne kadar doğru olduğunu da sorguluyor.Tüm bunların yanı sıra “soykırım” kavramını uluslararası hukuk bağlamında gözden geçiren ve Uluslararası Ceza Mahkemeleri kararları ışığında değerlendiren Akçam, sadece Türk diplomasisinin içine düştüğü açmazları değil “soykırım”ın ne olup ne olmadığını da inceliyor.
Şiddet ve zor kullanımını, işkenceyi kayıtsız şartsız reddeden bir siyasî-toplumsal kültür geliştiremediğimiz ortada. Kendini sağda veya solda tanımlayanlarımızın büyük çoğunluğu, işkenceye varan zor kullanımını belli gerekçelerle meşru görebiliyor. Bu ülke insanlarının yaklaşık yüz yıldır yaşadığı trajik tarih, "Cumhuriyet"e, "demokrasi"ye geçişler, yeniden geçişler... bu zihniyeti sorgulamayı sağlayacak bir atmosfer aratmaya yetmedi. Her dönemde, özellikle "demokrasi"nin kesintiye uğradığı zamanlarda hep bir öncekinden daha yaygın ve şiddetli uygulanan işkenceye karşı niçin etkin bir toplumsal tepki ve ciddi bir hesaplaşma hamlesi yaratılamıyor? Bunun nedeni sadece korku mu? Neden tarihimizde yaşanmış onca katliamın katledilenler açısından yapılmış araştırmaları bizi bunca rahatsız ediyor? Neden örneğin, Türk-Müslüman olmayan azınlıkların yaşadığı tehcir ve kitlesel cinayetleri bir de onların ağzından dinlemeye tahammül dahi edemiyoruz? Aradan onyıllar geçse bile bu tür olaylar niçin yalnız resmî açıklamalarla örtülmüş tabular olarak kalıyor? Bu ve benzeri sorular, toplumsal kimliğimizin ve ruh halimizin belirleyici çizgileriyle ilişkilidir. Elinizdeki kitap, bu çizgilerin üzerine giderek açmamız gereken bir tartışmaya ve iç hesaplaşmaya çağrı amacı taşıyor. Zulmün, işkencenin ve şiddet kullanımının tarihimizdeki kaynaklarına bu amaçla ve hem titizlik hem de cesaretle eğiliyor. Dolayısıyla aynı zamanda gayrıresmî tarihimiz için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Թուրք հայտնի պատմաբանի ներկայացվող գիրքը բաղկացած է երեք բաժնից: Առաջին բաժնում հեղինակը խոսում է Թուրքիայում Հայոց ցեղասպանության հարցով անաչառ կերպով զբաղվելու անհնարինության, այդ գործում իր կրած դժվարությունների եւ պետության կողմից իր դեմ կազմակերպված հալածանքների մասին: Երկրորդ բաժնում ներկայացվում է Առաջին համաշխարհային պատերազմի ժամանակ օսմանյան բանակում ծառայած հայազգի սպա Սարգիս Թորոսյանի հուշերի թուրքերեն հրատարակության շուրջ ծավալված խտրական ու կողմնակալ քննարկումների պատմությունը, որի ընթացքում Թ. Աքչամի նկատմամբ դարձյալ սկիզբ է առնում զրպարտությունների, անհիմն մեղադրանքների եւ հալածանքների մի մեծ արշավ : Երրորդ բաժնում հեղինակը հարուստ փաստական հենքի վրա ներկայացնում է հայերի բռնի իսլամացման եւ ուծացման քաղաքականությունը 1915–1918 թթ.: Թ . Աքչամը պատմությանը քիչ հայտնի այս երեւույթները գնահատում է որպես Հայոց ցեղասպանության կառուցվածքային տարրեր:
Türkiye’de "Ermeni Sorunu" olarak adlandırılan "Ermeni tabusunun" üstündeki örtünün yavaş yavaş aralanmaya başladığını söylersem, çok mu abartmış olurum? Başta 1915’de nelerin yaşandığı olmak üzere, tarihte yaşananlar ve Ermenistan ile bugünkü ilişkilerimizin nasıl olması gerektiği konuları üzerinde artık daha rahat ve açık konuşabiliyoruz. Bu konuda iyimser olmamın nedeni, sadece, devlet politikalarında çok cılız da olsa uç veren değişim sinyalleri değil. Toplum olarak da artık sorun üzerine, daha önceki dönemde gözlediğimiz, "öfke ve nefret" duygularıyla yaklaşmıyoruz. Konuyla doğrudan veya dolaylı ilgili bilimsel sempozyumlar, basın ve yayın organlarında eskiden hiç görmeye alışmadığımız sağduyulu yazılar, televizyon programları o kadar arttı ki, şaşırmamak elde değil. Daha önce hiç alışmadığımız bir tarz gelişiyor; sanki toplum, doğrudan kendi sorunlarına sahip çıkıyor gibi.
by Taner Akçam
Rating: 3.0 ⭐
Small Paperback in very good condition; slight shelf scuff to covers; all 101 numbered pages clean, no marks, highlights, bends or tears; as depicted in stock photo - please see additional photos; The Zoryan by Taner Akçam;
by Taner Akçam
Yazar “toplum birçok durumda, dolaylı bile olsa, bedensel şiddet tehditiyle bir arada tutulur” diyen Adorno’nun yaklaşımından hareketle işkence ve insan haklarının toplumların kendini yeniden üretmesinde ne tür fonksiyonlar üstlendiğini tartışıyor. İnsan ile ilgili tüm davranış biçimleriyle ilgilenen ama işkence konusunda sessiz kalan sosyal bilimleri “işkencenin en önemli suç ortaklarından birisi” diyerek yargılayan Akçam, kitabında bu sessizliği bozma çabasına giriyor. Ve konuya ilişkin ahlaki ilkelerin netleşmediği; insan haklarına ters düşen pek çok yaklaşımın doğal kabul edildiği bu ortamı belirleyen tarihsel, kültürel koşullarla hesaplaşmak için “provokatif” sorular soruyor. Yaklaşımı ise açık ve net: İnsan haklarını politik faaliyetimizin bir türevi olarak ele almaktan vazgeçerek politik faaliyetimizin merkezine almak zorundayız. Çünkü “... bir toplumun gerçekten ideal olup olamayacağı artık üyelerine vaat ettiği cennetle değil, çektiği sınırların dışında kalanlara yaptığı uygulamalarla ölçülecektir.”“Taner Akçam’ın kitabı, hiç kuşkusuz, Türkiye’deki insan hakları tartışmalarını alevlendirecek bir kitap. En azından ‘özgün düşünce’ üretme konusundaki sancısını bir türlü gideremeyen düşünce hayatımızı canlandırdığı rahatlıkla söylenebilir. Bu bile yeterli değil mi?”Nokta“İşkenceyi Durdurun kitabının bizim açımızdan belki de daha önemli olan yönü; insan hakları kavramının Marksizmle olan tarihsel bağlamı ve Marx’tan başlayarak sosyalist düşüncenin insan anlayışına yaklaşımının incelenmesidir.”Oral Çalışlar / Cumhuriyet Kitap
by Taner Akçam
by Taner Akçam
The book represents an earthquake in genocide studies, particularly in the field of Armenian Genocide research. A unique feature of the Armenian Genocide has been the long-standing efforts of successive Turkish governments to deny its historicity and to hide the documentary evidencesurrounding it. This book provides a major clarification of the often blurred lines between facts and truth in regard to these events. The authenticity of the killing orders signed by Ottoman Interior Minister Talat Pasha and the memoirs of the Ottoman bureaucrat Naim Efendi have been two of the most contested topics in this regard. The denialist school has long argued that these documents and memoirs were all forgeries, produced by Armenians to further their claims. Taner Akçam provides the evidence to refute the basis of these claims and demonstrates clearly why the documents can be trusted as authentic, revealing the genocidal intent of the Ottoman-Turkish government towards its Armenian population. As such, this work removes a cornerstone from the denialist edifice, and further establishes the historicity of the Armenian Genocide.
by Taner Akçam
Ο ανά χείρας τόμος αναφέρεται στους εξαναγκαστικούς εκτοπισμούς και τις πολιτικές εθνοκάθαρσης που εφαρμόσθηκαν με στόχο τον ελληνικό πληθυσμό των Οθωμανών υπηκόων κατά τους χρόνους του Πρώτου Παγκόσμιου Πολέμου. Πηγές για την παρούσα εργασία αποτελούν ντοκουμέντα από τα Οθωμανικά αρχεία. Σε αυτόν τον σύντομο πρόλογο θα ήθελα να δώσω έμφαση σε τρία ζητήματα:Το πρώτο αφορά τις διαφορετικές θεωρήσεις που ως γνωστόν επικράτησαν για πολλά χρόνια, ιδιαίτερα στην Τουρκία αλλά και στον ακαδημαϊκό χώρο της Βόρειας Αμερικής, στο θέμα των όσων διαπράχθηκαν εις βάρος των Χριστιανών στην Οθωμανο-τουρκική Ιστορία. Στην μια πλευρά ήταν η γνωστή ως επίσημη τουρκική εκδοχή η οποία υποστήριζε ότι με κανένα τρόπο δεν υπήρξε εξόντωση. Από την άλλη πλευρά βρίσκονταν τόσο οι ομάδες ανθρώπων που υπέστησαν τις σφαγές όσο και μία ευρεία ακαδημαϊκή κοινότητα, οι οποίες υποστήριζαν ότι όσα είχαν βιωθεί ήταν σφαγή και γενοκτονία. [...]Ένα δεύτερο σημείο στο οποίο θέλω να σταθώ αφορά το γεγονός ότι όσα διαπράχθηκαν εναντίον των Ελλήνων της Μικρασίας υπήρξαν προάγγελος των όσων διαπράχθηκαν αργότερα εναντίον των Αρμενίων. [...]Το τελευταίο σημείο στο οποίο θα ήθελα να αναφερθώ αφορά μια παρατήρησή μου: Η παραδοσιακή ιστοριογραφία η οποία αναφέρεται στην περίοδο κατάρρευσης της Οθωμανικής Αυτοκρατορίας και οι ιστορικές έρευνες που ασχολούνται με τους εξαναγκαστικούς εκτοπισμούς/εξορίες και τις μαζικές σφαγές συμπεριλαμβανόμενης και της γενοκτονίας, απέχουν παρασάγγας μεταξύ τους. [Από τον πρόλογο του συγγραφέα]